Bedenimizi tanımak, bedenimizi dinlemekle başlıyor aslında.
Her gün bedenimiz ne istersek onu yapıyor, sorgulamadan, yargılamadan, tereddütsüz. Ama kimi zamanlarda bakıyoruz ağrılarımız, incinmelerimiz, yorgunluğumuz oluyor. Tabi beden robot değil. Teknolojik bir aygıt bile süresi gelince adım adım kullanılamaz hale geliyor. Oysa ki beden yıllarca bizleri taşıyor, taşımakla kalmayıp bizi yolda bırakmamak için adeta çabalar halde çalışıyor.
Bir an düşünün bedeniniz için neler yapıyorsunuz? Bedeninize kulak veriyor musunuz yoksa zaten beni taşıyor, gittiği yere kadar gider mi diyorsunuz içten içe.
Aslında olması gereken bedeni anlamak, bedene bakmak, parça parça zihinde inceleyip, gün içinde beden parçalarına inip, dinlenmelerini sağlamak. Kısa bir mola verebilmeleri için sadece küçük zamanlar yaratmak. İşte gereken tek şey, ufacık bir an ayırmak beden için. Ya sonra ne olacak, beden için ayrılan o küçücük an zihnimizin yumuşamasına, nötrlenmesine, berraklaşmasına alan açacak ve sonra da ruhumuzun tazelenmesi için ufacık ama etkili bir boşluk oluşacak. Ve görünen o ki bu ufacık anlar, kişilere öylesine ışık tutmaya başlıyor ki insanlar çevrelerinde parlamaya, enerji yayıp, bulundukları yerleri, kişileri sulamaya başlıyorlar; adeta beslemek, büyütmek ve yeşertmek için.
Geçen gün keyifli bir yoga uygulamasında yine bedenimi dinleme şansı bulmuşken bedenimin sesine kulak verdim. Bedenimin pozlara karşı tepkisini dinledim. O gün bedenimin sağ ve sol tarafı hep farklı şeyler yapmak istedi, dans eder gibi. Bir tarafı daha uzun hissederken diğer tarafı daha kısa hissedip farketmemi sağladı. Hiç bir şey bire bir aynı değil ve olmayacak da. Her şey birbirinden o ya da bu şekilde farklı o ya da bu şekilde farklı anlamlara, farklı değerlere, farklı yansımalara, farklı nedenlere, farklı güzelliklere sahip. Bizlere düşen her şeyi eşitlemeye, benzetmeye, yaklaştırmaya çalışmak yerine uzun kısa, iyi kötü, güzel çirkin, çok az, dolu boş kalıplarından uzaklaştırıp; olan her şeyi olduğu gibi kabul edip, olanlar üzerinde en iyisine ulaşmak.
Bedenlerimizi, düşüncelerimizi, çevremizdekileri, şartlarımızı, beklentilerimizi olabildiğince kıyaslamadan, örneklendirmeden, sorgulamadan kucaklamamız. Bu önce kendimizi sonra çevremizi dik tutacak, besleyecek ve hayallerimize olan yolculukta bize tuval üstünde dans eden bir fırça olmaya başlayacak. Ve o fırça bizim hayallerimizin çizeceği bir resim meydana getirecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder