Neden insan hep daha çok ister? Neden eldekiler yetmez ve bu mutluluğu engeller?
Çünkü her şeyi zihnimiz kurguluyor. Bizler de zihinlerimizin oynattığı kuklalar haline geliyoruz. Zihnimiz bize ait değil mi? Bize ait olan bir şey bizi nasıl oynatabilir? diyebilirsiniz. Ama biz hayatı ve içindekileri yaşıyor; yaşarken bakıyor, görüyor, işitiyor, yorumluyor, sorguluyor, hissediyoruz ve bunların tüm birleşimi ile yaşarken karşımıza çıkanlarla adeta özdeşleşiyoruz. Böylelikle yaşam labirenti içinde zaman zaman kayboluyoruz. Ve o anlarda zihnimiz devreye girerek, kaybolan bizi yola sokabilmek, şaşkınlığımızı biraz olsun giderebilmek adına, belki de bizi benliğimizden uzaklaştırıp, senaryoların kugusu ile yeni, bambaşka bir yola sokuyor. Zihnimiz bize yardım etmek istiyor oysa ki hiç bilmediğimiz belki de bize ait olmayan bir yerde buluyoruz kendimizi.
Biz yolumuzu kaybetmeden varolanla kalabilseydik, yargılamadan, sorgulamadan yaşanmasına izin verebilseydik bilmediğimiz senaryolarla karşılaşmadan, kendi yolumuzda yürüyor olacaktık. Böylelikle varolan keyfi sürebilecek, güzellikleri yeterli bulacak ve doyacaktık. Olur olmaz yargılardan, sorgulamalardan dolayı zihnimizin yeni senaryolar hazırlamasına gerek kalmadan, elimizdeki güzellikler olumsuzluklara dönüşmeden yaşamın tadını doyasıya çıkarabilecektik.
Şimdi geç mi kaldık? Hiçbir zaman geç kalmayacağız ama zaman öylesine hızlı akıp gidiyor ki ne kadar hızlı davranırsak o kadar yaşamın keyfini çıkaracağımız zaman bizim yanımıza kâr kalır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder