Her zaman bir arayış, bekleyiş, isteyiş ve umutla beslenen yükseliş içinde. Bakmışız geçmiş yıllar ve elde tuttuğumuz kendi kalbimiz. Sımsıkı avucumuzun içinde sarmalanmış, incinmeden korunmak ister gibi. Ve savunmasız, korunmaya muhtaç.
Yaşam yolculuğunda, sıradan her gün biraz daha unutulmaya müsait, hep hatırlatılması gereken araçlar arayan. Peki ya unutulmaya bırakmadan, her sıradan gün, önce kalbimizin atışının farkındalığı ile uyansak ve gülümsesek güne! Sonrasında sımsıkı saklamaya çalışırken bulmasak kalbimizi. Her anı yaşatabilsek, hissettirebilsek, tattırabilsek. Kime, neye mi? Kalbimize, zihnimize, ruhumuza.
Bebeklikte işlenen her ne varsa bir an bırakıp; kendine, kendi iç dünyana, iç alanına dönmene izin ver ve o pencereden bak ne oluyor içerde. Hisset, duy, dokun, algıla, farket ve harekete geç. Çok geç olmadan kendini, sevgini, farkındalığını çöz ve yaşam sihrini farket.
Avucunun içinde sıkı sıkıya koruduğunu sandığın ama avucunu yıllar sonra açıp baktığında buruşmuş, zorlanan, nefes alamayan bir kalp yerine; avucunu yumuşat ve şimdiden başla onu sevgi ve ilgiyle beslemeye.
Seni yaşamda gülümsetecek tek kalıcı şey yine sensin. İşte sihir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder