Doğa ne çok şeyi, ne çok kişiyi, ne çok farklı yaşamı besliyor. Hiç düşünüyor muyuz yoksa nefesimizde olduğu gibi zaten var olduğunu içimize gömüp, yavaş yavaş yok olmasına göz mü yumuyoruz?
Geçen hafta yine doğayla buluşmam vardı. Kendimi daha özgür, daha anlamlı ve daha cesur hissettiğim yemyeşil ve masmavi doğayla. Doğanın karşılıksız kollarını açıp, kucaklaması ve vericiliği beni besleyen. Doğanın bizden bu kadar uzaklaşmasıyla, doğanın kendini korumayı başarmış bölgelerinde kendimi buruk ve aynı zamanda özgür hissetmem çakışıyor. Berrak, insanı rahatlatan o suyun hissiyatı, yeşilin binbir tonu ve başını kaldırıp baktığında yeşillikler arasına saklanmış masmavi gökyüzü. Oysaki bizler büyük şehirlerde taş binalar arasında sıkışıp kaldık, kafamızı çevirecek alan nerdeyse hiç kalmadı. Her geçen gün sıkışıp, bastırılıp, görmezden gelip, kulaklarımızı tıkamaya başladığımız bir alanda biriktiriliyoruz/biriktiriyoruz.
Çocukluğumuz, doğa; o en saf, en kıymetli, en cesur, en hisli, en esrarengiz olduğumuz anları saklar kalbinde. O kalpte sevgiyi, aşkı, huzuru, özgürlüğü biriktiriyoruz. Bu da bizim dar alanlarda biriktirdiklerimiz/biriktirildiğimiz yanında paha biçilemez bir değerdir. Değerlerimizi koruyabilmemiz için olsun her doğayla buluşmamız ve doğanın şifası kaplasın umudu.
Her sene olduğu gibi;
Teşekkürler Hızır Kamp Ailesi / Kazdağları 2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder